Parantez İçi Bölüm 11

Parantez İçi Bölüm 11 ( Korku )

İçinde bulunduğumuz evrene baktığımızda bilinen sayılardan daha fazla sistemler, daha fazla yıldız kümeleri ve belkide kaydını tutmamızın bile bin yıllar süreceği kadar gezegen var. Ve bu kadar sistem arasından ( bildiğimiz kadarıyla) sadece bizim sistemimizde ve bizim gezegenimizde bilinçli yaşam formları var (insanlık).

Eğer bu böyleyse yani gerçektende var olan bu evrende tek bilinçli varlıklar sadece bizsek bu bir şeyi anlamamızı basitleştiriyor. Hayat ve var olmanın bilincinde olmak bize verilen en büyük nimet. Diğer canlılarda yaşıyor ve bazıları bize çok benziyor. Tıpkı bizim gibi yemek yiyor, çiftleşiyor ve zamanı geldiğinde enerjisini kaybediyor. 

Fakat bizim bir farkımız var, ve bu fark bütün gezegen üzerinde tek hakim güç olmamızı sağlıyor. Zekamız ve bilincimiz. 

İnsanlık tarihi boyunca zekasını kullanarak kendini eğitti, geliştirdi, düşmanlarına üstünlük sağladı ve medeniyet yarattı. 

Ama eksik bazı şeyler var. Eksik yerine fark edilmeyen desek daha doğru olur. Korku, evet aslında insanın zekası ve bilinci sayesinde şu anki medeniyeti yaratmış olabilir fakat sadece zeka ve bilinç ile birlikte değil. Bu medeniyetin kurulmasında korkunun çok faydası var. 

Eğer atalarımız yırtıcı hayvanlardan korkmasaydı kendilerine daha fazla koruma sağlayacak barınakları yapmak için zekasını kullanmak zorunda olmayacaktı ve basit bir şekilde avlanacaktı. Ölümle baş başa kaldığı zaman adrenalin hormonunu salgılamayacak ve düşmanını yok edecek gücü ve enerjiyi toplayamayacaktı. 

Korku bilimsel olarak baktığımızda içeriden veya dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı ortaya çıkan yaşamsal bir mekanizmadır. Temeline indiğimizde bilinçaltımızın savaş yada kaç ikileminde kalma durumudur. 

En büyük korkunu düşünmeni istiyorum. Bu her ne olursa olsun önüne iki seçenek çıkar. Savaşmak veya kaçmak. Karanlıktan korkuyorsan ya karanlığa dalmayı ve korkunu yenmeyi seçersin ya da karanlıktan kaçmayı. Yükseklik, ölüm korkusu ve diğer fobiler. Karşına başka seçenek çıkmaz. Ya savaşırsın ya da kaçarsın.

Peki korku gerçekten göründüğü kadar tehlikeli mi? Aslına bakarsan değil gibi. Çünkü korku sayesinde insanların medeniyetlerini nasıl kurduğunu ve atalarımızın yine korku sayesinde nasıl hayatta kaldığını biliyoruz. 

Peki ya günümüzde? Günümüzde artık korkmamız gereken bir şey yok mu? Yırtıcı hayvanlar, kıtlık, düşmanlarımız veya felaketler? Zihnini sakinleştirip hayatına baktığın zaman göreceksin ki bu saydıklarım dışında medeniyetimizi oluşturan tek bir şey var, korku. 

Başarısız olmaktan ve derslerlerden kötü puan almaktan korktuğumuz için ders çalıştık, daha fazla öğrenmek için değil. Öğrenmek isteyenler ise cahil kalmaktan korktukları için öğrendiler, ellerindeki bilgiyi doğru yolda kullanmak için değil. İşsiz kalmaktan ve toplum tarafından dışlanmaktan korktuğumuz için üniversitelere gittik ve memur olmak veya sigortalı birer işçi olmak için çabaladık zamanımızı, kendi hedeflerimiz veya tutkularımız için değil. Etrafımızdakiler zenginleşirken ve lüks hayatlar yaşarken sefaletten korktuğumuz için riske girmek istemedik, fakat durumumuz yetmese de lüks görünmek için borçlanmayı göze alabildik. 

Örnekleri çoğaltabilirim. Fakat bilmen gereken şey şu, korku ne bizim kurtarıcımız ve ona bir şey borçluyuz nede bizim yok etmemiz gereken bir düşmanımız. Korkuyu kendi faydamıza kullanmalıyız ve her iki taraf için de aşırıya kaçmamalıyız. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da ince bir çizgi vardır. Önemli olan bu çizginin farkına varmak ve dengeyi sağlayabilmek. 

Güçte denge olmazsa uçaklar uçamaz, gemiler yüzemez, canlılar bir arada yaşayamaz ve yaşa son bulur. Canlıların ekosisteminde zincirin bir halkası yok olursa düzenin bozulacağını ortaokul yıllarımızda hepimize anlattılar. 

Korkuda da denge aynı şekilde. Eğer güçlü olmak için korkularımızın üstüne gitmeyi ve onlardan tamamen kurtulmayı düşünürsek tuzağa düşmüş oluruz. Çünkü bu kez de korkudan korkmuş oluruz ve onu güçlendirmekten başka bir şey yapmış olmayız. Ava giden avlanır atasözü bunun üzerine söylenmiş olsa gerek 🙂

Korkularımıza teslim olursak da bu kez zamanla bu korkular paranoyaya ve devamında ise halisünasyonlar sanrılarla beraber hastalığa kadar ilerleyebilir. Korkuyla baş etmeye çalışma, ona teslim de olma. Sadece var olan o ince çizgiyi fark et ve arasındaki dengeyi koru. 

Hayat ve yaşam böyle bir şey. Her yerde dengeyle karşılaşıyoruz. Doğada, atmosferde, canlılar arasında ve zihnimizde. Sağlıklı ve huzurlu bir hayat için dengeyi korumamız gerekiyor, taraf seçip dengeyi bozmak değil.

Enes Polat

Hayatın yerden yere vurduğu gençler arasında kaldım ve o darbelere yenilmek yerine ders çıkartıp yoluma devam etmeyi tercih ediyorum. İnancım beni yükseltecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.