Parantez İçi Bölüm 10 (Ecel Vakti)

Parantez İçi Bölüm 10 (Ecel Vakti)

“Oğlum gel yemeği ye ondan sonra gidersin bak bütün aile birlikteyiz. Ailecek bir akşam yemeği yiyelim sonra gidersin. ”

“Yok anne atıştırdım ben gitmem lazım. Bir lira bile kazansam para paradır. Biliyorsun ev kredisi ödüyorum kuruşların peşindeyim şu anda.”

“Peki madem oğlum sen bilirsin. Haydi bol kazançlar.”

“Sağol anne size afiyet olsun.”

Apartmanın merdivenlerini hızlı adımlarla indi ve kapının önünde bekleyen taksisine atladı. Öğretmen olmasına rağmen akşamları taksiye çıkıyordu çünkü az önce kendisinin de dediği gibi kredi çekip ev almıştı. Maaşı geçinmesine yetmiyordu. Bu yüzden ek iş yapmak zorundaydı. Ne kadar çalışırsa o kadar kazanırdı çünkü. 

Arabayı çalıştırdı ve henüz birkaç yüz metre gitmişti ki birden vücudu uyuşmaya başladı. 

Tansiyonum düştü herhalde. Gözlerim kararıyor. Sarhoş gibiyim aynı. Kaza yapmamalıyım hemen arabayı durdurmam lazım. Noldu bana böyle. Aman Allah’ım gözlerim kör oldu. O da ne vücudum! Vücudumu hissetmiyorum. Noldu bana böyle. Bayıldım herhalde desem bilincim yerinde. Ve dışarıdan gelen sesleri duyuyorum. 

Bu gürültü de ne böyle. En son hatırladığım kadarıyla arabayı durduramamıştım herhalde. Çarpmış olmalıyım. Ama hızlı değildim umarım arabada fazla hasar yoktur. 

İyi de neden vücudumu hissetmiyorum. Sanki beynimi bilgisayara bağlamışlar da sadece sesleri duyabiliyormuş gibiyim. O da ara ara kesiliyor zaten. Öldüm mü acaba? Yok canım ne ölmesi. Ölsem bunları düşünemem. 

“Nabız yok…”

“…hemen ambulansa ala…”

Nihayet birileri geldi demek. Ne? Nabız yok mu? Nasıl yani. Herhalde yoldan geçen birisine çarptım ondan bahsediyorlar. İyi ama ben hala vücudumu hissetmiyorum. Oktay Bora mı? Ee bu benim adım. Benden bahsediyorlarmış. Ambulanstayım galiba. İyi ama ben hala düşünebiliyorum hatta sesinizi bile duyuyorum. Tamam kesik kesik geliyor sesler ama ölmedim yani. 

Ya doğruysa? Bir kez bir makalede insan öldükten sonra beyin faaliyetlerinin dakikalarca devam ettiğini okumuştum. 

“…maz tekrar de…”

Ahhh! O da neydi öyle. Şok veriyorlar galiba. Göğsümde acı hissediyorum ama sadece bir saniye sürüyor. Ahh! Yirmi kez oldu hala çalışmadı mı. Lütfen kalbimi çalıştırın. Ölmemeliyim. Buna hazır değilim. 

Demek yazanlar doğruymuş. Beyin vücuttan sonra ölüyormuş. Ama ya şimdi? Öldüm ha! Ölüyüm ben. Ben tamam ölümsüz olmadığımı biliyordum ama bu olamaz yani ben hala erken. Yani hazır değilim ki ben. 

Ara ara gelen ağrılar durdu. Galiba bıraktılar. Hayır devam edin. Lanet olası teknoloji gelişmedi mi ha? Makineye bağlayın bir şey yapın ben ölemem. Bu haksızlık. 

Artık sesde duymuyorum. Sadece ben varım. Sadece ben, vücudum bile yok. Beynim de durduktan sonra tamamen yok olacağım. Demek ölüm böyle bir şey. Bu genç yaşta hiç aklı…

Uykum var, işte gidiy…

Peki ya ailem? Öğrendiler mi acab…

Anne…

Hazır değili…

Sende hazır değilsin. Yukarıdaki hikayeyi empati yaparak okumanı istiyorum. Çünkü ölüm hepimizin ortak sonu ve hiçbir zaman hazır değiliz. Belki acı çekerek belki de farkında bile olmadan gidecek ve bedenin bir et parçası gibi çürüyecek. 

Amacım seni korkutmak veya psikolojini bozmak değil. O an geldiğinde olabildiğince hazır olmanı  ve sadece bir şansın olan bu hayatta pişman olmadığın bir ömür yaşamış olmanı istiyorum.

Kimse ölümsüz olduğunu kabul etmez ama sanki ölümsüzmüş gibi yaşar bir çoğumuz. İstemediği şeyleri yapar, kendini mutsuz eder ve sürekli şikayet eder. Ama sadece bir şansımız var. Onu iyi değerlendirmeliyiz. Ve hayat mutsuz olmak için çok kısa. 

O yüzden insanlara gülümse, onlara neşe saç. İstemediğin şeyleri yapma. Ve geride bir şey bırak. Unutulup gitmek istemiyorsan insanlığa unutamayacağı bir şey armağan et. Kısacık bu ömrünü değerli şeyler için harca. 

O an geldiğinde zaten hepimiz benliğimizle yalnız kalacağız. O yüzden yalnız gibi yaşama. Ailenle, arkadaşlarınla ve sevdiklerinle zaman geçir. 

Apple Kurucusu Steve Jobs’un söylediği iddia edilen metinle bu bölümü bitiriyorum. Önemli olan Steve Jobs böyle bir şey dedi mi acaba değil, bu metnin vermek istediği mesaj. 

“İş yaşamında büyük başarılara ulaştım. Kimilerinin gözünde yaşamım başarının simgesi, fakat işin dışında çok az neşem oldu benim. İşin sonunda zenginliğim alışmış olduğum hayatın bana getirdiği tek gerçeklik. Ölümle yüzleştiğim şu anda, yatağımda uzanıp hayatımı gözlerimde canlandırırken, farkettim ki gururlandığım bilinirliliğim ve servetim  ölümün karşısında ne kadarda anlamsızmış.

Arabayı kullanmak için, size para kazandırması için birilerini işe alabilirsiniz ancak hastalığınızı taşıması için kimseyi işe alamıyorsunuz. Kaybedilen maddesel şeyler bulunabilinir ya da yerine başkası konur fakat kaybedildiğinde bulunamayacak ya da yeri dolmayacak tek şey var o da “Yaşam.” Şu an hayatınızın hangi sahnesinde olursanız olun, zaman ile, o sahne perdesinin kapanması ile yüzleşeceksiniz.

Ailenize,eşinize,arkadaşlarınıza çok kıymet verin ve sevin. Kendinize iyi davranın ve insanlara değer verin. Yaşlandıkça ve umut ediyorum akıllandıkça farkediyorsunuz ki 300 dolarlık saat de  30 dolarlık saat de aynı zamanı söylüyor. İç huzurun bu tarz şeylerle elde edilemediğini anlıyorsunuz. İster first class ister ekonomi uçun, bilin ki o uçak düşerse siz de düşeceksiniz. 

O yüzden umut ederim ki şunu anlarsınız; kahkaha attığınız, sohbet ettiğiniz,şarkılar söylediğiniz, kuzeyden,güneyden,Doğudan,batıdan,cennetten  ve dünyadan konuştuğunuz,ahbaplarınız,dostlarınız, eski arkadaşlarınız, erkek kardeşiniz,kız kardeşiniz varsa bilin ki gerçek mutluluk bu. 

Çocuklarınızı zengin olması için eğitmeyin, onları mutlu olmaları için eğitin. Böylelikle büyüdüklerinde herşeyin fiyatını değil,değerini bilirler. 

Yemeğinizi ilacınız gibi yiyin aksi halde ilacı yemek yerine yersiniz.

Enes Polat

Hayatın yerden yere vurduğu gençler arasında kaldım ve o darbelere yenilmek yerine ders çıkartıp yoluma devam etmeyi tercih ediyorum. İnancım beni yükseltecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir