Polisiye Öyküler – 2

SEVGİ

Dedektif Göktuğ yumuşak koltuğuna oturmuş polisiye bir roman okuyordu. Mesleği gereği sürekli olarak polisiye roman okuması gerektiğini düşünüyordu. Analitik ve eleştirel düşünme becerisini geliştirmesi lazımdı. Bu sayede mesleğini ve bürosunu daha iyi bir şekilde yönetebilir, geliştirebilirdi.

Bu haftalık yanına Yazgı yoktu. Kendisi bir haftalığına başka bir vakayı çözmek için kendi şehrine -Kayseri’ye- gitmişti. Haliyle büronun bütün işleri de kendisine kalmıştı. Büroları 2 oda 1 salondu. Odalardan biri Göktuğ’ya diğeri Yazgı’ya aitti. Ofisi lise caddesindeydi.

Kapı tokmağının çalındığını duydu, elindeki kitabı masaya bıraktı ve kapıya doğru gitti. Kapının tokmağı hiç duyulmayacak bir sesle vuruluyordu. Genç ya da güçsüz birinin çaldığını düşündü. Ya da tükenmiş bir adam da olabilirdi?

Kapıyı açtığında kendisinden biraz kısa boylu bir genç çıktı karşısına. Beyaz tenli, kumral bir gençti.

Genç çok utangaçtı. “Özür dilerim dedektif amca, rahatsız etmedim değil mi?” dedi.

Göktuğ gülümseyerek, “Hayır, rahatsız olmadım. Geç bakalım içeri.” onun geçmesi için kenara çekildi.

Genç adam tedirgindi, korkuyordu. İkisi birlikte Göktuğ’nun odasına geçtiler. Göktuğ genç adamın rahatlaması için bir bardak kahve ikram etti. Kendisi de kahve almıştı, canı sigara da çekmişti ama çocuklara kötü örnek olmak istemediği için içmedi.

“Dedektif amca, benim adım Musa, 13 yaşındayım. Haberlere çıktı mı bilmiyorum, benim bir ağabeyim vardı. Kendisi öldü…”

Göktuğ şefkatle genç adamı dinliyordu. Konuşmasını bölmek durumunda kaldı.

“Tahmin edeyim. Benden ağabeyinin neden öldüğünü veya öldürüldüğünü bulmamı istiyorsun, değil mi?”

“Evet dedektif amca. Yaşımın küçük olduğuna bakma, bu konulara alışmaya çalışıyorum.”

Göktuğ başını salladı.

Genç adamın gözleri yaşarmaya başladı. “Buraya geldiğimden ailemin haberi yok, lütfen onlara söyleme. Ağabeyimi çok özlüyor…” Çocuk hıçkırarak ağlamaya başladı.

Göktuğ’nun içi sızladı. Musa’ya biraz cesaret vermek için yanındaki sandalyeye oturdu ve sırtını sıvazladı.

Önceki haftalarda 17 yaşındaki bir gencin ölü bulunduğu daha doğrusu intihar ettiği haberi yapılmıştı.

Genç adamın gelme sebebini tahmin edebiliyordu. İçini intikam hırsı bürümüş olmalıydı, ağabeyisinin kimin öldürdüğünün bulunmasını istiyordu. Çocuk konuşmayacak kadar ağlıyordu.

Musa’nın ağlaması kesildiğinde konuşmaya başladı, “Ağabeyimi kimin öldürdüğünü bulabilir misiniz? Onun için iyi bir kardeş olamadım, en azından onu kimin öldürdüğünü öğrenmek istiyorum.”

Musa üstüne basa basa ‘öldürdüğünü’ demişti. Yerel gazete ve haberlerde intihar olarak geçmişti. Bu ayrıntı Göktuğ’nun gözünden kaçmadı. Çocuğun bir şeyler bildiğinden emindi.

Göktuğ, “Öldürüldüğünden bahsettin ama ağabeyin intihar etmiş olarak gösterildi?”

“Ağabeyimi tanıyorum, o intihar edecek bir insan değildi, tamam bazı sıkıntıları vardı ama asla intihar etmezdi.” Musa’nın gözleri tekrardan yaşarmaya başladı.

Biraz daha konuştular. Çocuk parasın olmadığını söyledi, Göktuğ sıkıntı olmayacağını ekledi.

Göktuğ bu muhabbetin daha fazla uzamasını istemedi. Musa kendini çok yıpratıyordu. Onun neden buraya geldiğini ve ne istediğini anlamıştı.

Ağabey öldürülmüş müydü, yoksa intihar mı etmişti?

Dedektif Göktuğ, o gece internetten yerel haberleri inceledi. Kerem’in -ölen kişi- sadece intihar ettiği yazıyordu. Emniyetten tanıdığı olan Başkomiser Rafet’le de görüşmüştü.

Elindeki en kesin bilgi, Kerem’in sıcak su dolu bir kovada sol kolundaki bileğini kesmiş olmasıydı. Kerem arkasında ne mektup bırakmış, ne iz. Hiçbir şey yoktu. Kendi bulunduğu apartmanın kazan dairesinde bu işlem gerçekleştirilmişti. Polis olay yerinde parmak izi araştırmıştı. Sadece Kerem’in izleri vardı. Ailesi otopsi yapılmasını da istememişti.

Garip bir şekilde, kardeş Musa ağabeyinin öldürüldüğünü söylemişti. Bu iki durum dedektifin kafasını iyice karıştırmıştı.

Göktuğ’nun elde ettiği bilgiler sadece bunlardı. Şimdi ise sahaya inme vakti gelmişti. İlk olarak Kerem’in anne ve babasıyla konuşacaktı.

Dedektif Göktuğ, kravatsız boyu mavi bir takım giymişti, hava çok serin olduğu için üşümek istemiyordu. Musa ve Kerem’in ailesinin yaşadığı apartmana geldi, apartman lise caddesinde, ara sokakların birindeydi. Kendi ofisine çok uzakta değildi.

Kapıyı çaldı, orta yaşlarda bir adam kapıyı açtı. Saçları griydi, hafif şişmandı. Gözleri kan kırmızısı olmuştu. Göktuğ sebebini çok iyi biliyordu.

Adam umursamaz tavırlarla, “Buyurun?” dedi.

Göktuğ dedektif kimliğini gösterdi. “Oğlunuzla ilgili konuşmaya geldim,” dedi.

Adam şaşırmamıştı, yeteri kadar polis ve gerekli kurumlara ifade vermişti.

Adamın uykulu gibi gözüken gözlerle içeri girmesini söyledi. Göktuğ evlerinin salonuna geçti ve tekli kanepeye oturdu.

“Bir şeyler içmek ister misiniz?”

“Hayır, teşekkür ederim.”

Adamın eşi de salona geldi, Göktuğ’ya hoş geldin dedi.

Göktuğ not defteri ve kalemini çıkardı, “Size tek bir şey söyleyeceğim. Bana bildiğiniz her şeyi anlatın.” dedi.

Adam ve karısı birbirine baktı. İkisi de başlarını salladı ve adam anlatmaya başladı.

“Biz çok büyük bir hata ettik dedektif bey.”

Bu cümleden sonra Göktuğ anında her şeyi anladı.

“Oğlumuzun resim yeteneği vardı. Öyküler yazmayı çok severdi. Bu iki yeteneğini çok iyi kullanıyordu. Mesela doğum günümde benim portremi aynen çizmişti, annesi içinse kısa bir öykü yazmıştı. Ama biz onun bu yetenekleriyle bir geleceği olmadığın düşündük. Kendisi 17 yaşındaydı, üniversiteye gitme çağı gelmişti. Biz ise onun avukat olmasını istiyorduk. Rahat bir meslek olması, yıllık izinleri vs… aslında bunu onun kendi iyiliği için yapıyorduk…” Adamın gözleri yaşarmaya başladı, bir anlık durdu ve soluklandı. Tıpkı Musa’ya benziyordu. Babasından almıştı gözlerini.

Adam koluyla gözlerini sildi ve devam etti, “Onu çok seviyorduk, dürüst olmak gerekirse onun iyiliğini istiyorduk, daha demin söyledim. Onun hayalleri vardı Dedektif bey. Çok yetenekliydi, yazılım alanında da kendini geliştirmek istiyordu, tamam maddi durumumuz iyiydi ama böyle şeylerle onun hayatta başarılı olacağını düşünmüyorduk.”

Anne de ağlamaya başladı. Baba eşinin sırtını sıvazladı. Eşinin elini tutarak devam etti, “Üniversite sınavına hazırlanıyordu, dürüst olmak gerekirse, ona müthiş bir baskı yapmaya başladık. Avukat olmalıydı, kendi evini, arabasını almalıydı, başarılı bir kariyer yapmalıydı. 7 ay boyunca bunu tekrarlardık. Kerem’in zayıfladığını, sigaraya başladığını, hayattan koptuğunu görebiliyorduk ama biz aslında… aslında kördük. Nasıl anlatıyım görebiliyorduk ama kesinlikle kördük. Komşuların söyleyeceği laflara çok önem veriyorduk, çünkü onların evlatları çok başarılıydı, onlara özeniyorduk. Bu sayede belirli bir statü kazanabilirdik. Çok yanlış yaptık.”

Adamın daha fazla anlatacak mecali kalmadı. Kendisi bıraktı ve eşi ile birlikte ağlamaya başladı. Göktuğ’nun da gözleri yaşardı. Kendi de bu yollardan geçmişti. Aile baskısı. Anıları canlanır gibi oldu gözünde. Kendi bürosunu açması, dedektif sertifikası alması hiçte kolay olmamıştı onun için.

Göktuğ ailenin yarasını daha fazla deşmek istemedi, Musa’yla da konuşmak istiyordu ama evde değildi. Aileye veda etti ve bürosuna geri döndü. Aldığı notları ve haberlerdeki verileri karşılaştırmak istiyordu.

Ertesi gün erkenden bürosuna geldi. Dün akşam notlara ve yeni haberlere göz attı. Bu olay 3 gün önce gerçekleşmişti. Gencin nasıl öldüğüne dair birkaç fikri vardı. Kerem’in bir kız arkadaşı ve yakın bir arkadaşı olduğunu öğrendi. Telefon numaralarını buldu ve onları ziyarete gitti.

Göktuğ aynı takımlarla Sude’nin -Kerem’in kız arkadaşı- evine gitti. Kapıyı çaldı ve kimliğini gösterdi. Üç aile bireyi de kapıdaydı. Hep birlikte salona geçtiler ve konuşmaya başladılar.

Göktuğ, “Bana bildiklerinizi anlatın,” dedi. Rica eder bir tonda da söylemeyi tercih edebilirdi ama ailenin her şeyi anlatmasını istiyordu. Özellikle Sude’nin

Sude anne ve babasına baktı. İkisi de başını salladı. Sude anlatmaya başladı, “Keremle 1 aydır sevgiliydik. Beni çok seviyordu ama ben… bende ona karşı bir his yoktu, ondan sıkılmıştım. İlk zamanlar bunu ona söylemedim. Onu kırmak istemiyordum, benim kalbimde başka birisi vardı. İsmi Sabri. Kendisi uzaktan akrabam olur.”

Göktuğ anladı. Akraba evliliği. Kızın da Sabri’yi sevdiğinden şüphe yoktu. Sabri dediğinde gözleri parlamıştı.

Ailesinden çıt yoktu, hareket bile etmiyorlardı.

Kız devam etti, “Ölümünden birkaç gün önce ona içimi döktüm, nazik bir dille. Sabri’yi sevdiğimi, onunla bir geleceğimiz olabileceğini… yani her şeyi anlattım. Kendisi dinlemedi, bahaneler buldu, benim hasta olduğumu falan söyledi. Sonra, tartıştık ve oradan ayrıldım.”

Göktuğ çenesini kaşıdı, birtakım notlar aldı. Görünüşte çok klişe bir aşk sevdası vardı.

Göktuğ, “Peki, sana bir hediye gibi bir şey verdi mi?” diye sordu.

Kız şaşırdı ve kendinden emin bir şekilde, “Onunla son konuşmamızda bana bir ayıcık hediye etmişti, eve geldiğimde çok sinirliydim, bende o ayıcığı camdan aşağı attım. Hala attığım yerdedir, hiç bakmadım.” dedi.

Bu ayrıntı Göktuğ’nun hoşuna gitmişti. “Bana yerini göster.”

Hep birlikte apartmanın bahçesine indiler. Kız ayıcığı buldu, Göktuğ iki eline latex eldiven geçirdi ayıcığı alıp, plastik bir poşete koydu. Aklında bir fikir vardı. İşi bittikten sonra ofisine geçti.

Göktuğ ofise gelir gelmez, eldivenlerini tekrar taktı, masasını üzerine bir peçete serdi ve ayıcığın içini kontrol etti. Ayıcığın kol altı bölgesinde bir yırtık vardı, dışarıdan kolaylıkla görülmüyordu. Göktuğ o bölgeye başparmağını soktu ve bir plastik benzeri bir cisim çıkardı. Küçük plastik bir poşet, içinde de rulo haline getirilmiş bir not vardı. Not A5 boyutundaydı.

Notta yazılanlar çok ilginçti.

Bu not bir itiraf ve veda metktubuydu. Göktuğ’nun bütün şüpheleri gerçekti, tam da düşündüğü şeyler notta yazıyordu. Hemen Başkomiser Rafet’i aradı, daha sonra da Sude ve Sabri’yi.

Polisler ve Başkomiser Rafet büroya geldi. Bir planları vardı. Başkomiser ve polisler Yazgı’nın odasına geçtiler, sessizce orada bekleyeceklerdi ve Göktuğ’nun onları aramalarını bekleyeceklerdi.

Göktuğ masasında bekliyordu. Sol elinde bir sigara vardı. Kerem’i bu kötü yola sokanın kim olduğunu biliyordu, en başından beri bu böyleydi. Onun inthar mı ettiğini yoksa öldürüldüğünü biliyordu. Tek sıkıntısı elinde bir kanıt yoktu. Kerem’in yazdığı notun onun el yazısı olup olmadığını okul defteriyle birlikte emniyette karşılaştırmışlardı. El yazısı Kerem’in çıkmıştı, ailesi de bunu onaylamışlardı.

Ofisin tokmağından beklenen ses geldi ve iki genç ofise girdiler. Göktuğ onlara bir bardak su ikram etti. Kendisi tekrardan bir sigara yaktı.

Sude’ye bakarak, “Anlat, yoksa ben anlatacağım.” dedi.

Sude, “Zaten size her şeyi anlattım?”

Göktuğ gülümsedi. Sabri’ye bakıyordu. Sabri, “Efendim, ben bir şey anlamadım?”

Dedektif işin daha da uzamasını istemiyordu. Cebinden Kerem’in notunu çıkardı. İki tane kopyasını çıkartmıştı. Onları uzattı, ikisi de okumaya başladı.

Notta:

Sevgili Sude’m,

Biliyorum, ben senin sevgine layık değilim. Sen başkasını seviyorsun. Seni çok iyi anlıyorum. Sen kime gidersen git, ben sadece seni seveceğim, çünkü sen benim sırlarımı paylaştığım, derdimi anlattığım, saf sevgimi verdiğim tek insansın.

Biliyorsun ailem bana üniversite konusunda çok fazla baskı yapıyor. Hayalim, ressam, yazar ve yazılımcı olmak. Hepsini burada yazıp zamanını boşa harcamak istemiyorum. Kendimi bildim bileli sürekli bunların peşinden gitmek istedim; aileme hayallerimi, hedeflerimi efendi bir dille anlattım. Onlar bana bu işlerden para kazanamayacağımı, başarılı olamayacağımı söylediler. Bunları zaten biliyorsun. Daha fazla uzatmaya gerek yok.

Bazen bu hayatta bütün sırlarımızı paylaştığımız tek insan sevgilimiz olur, bize karşılıksız sevgi verir. Aileden bile yakın olur. Aslında kafamda intihar etmek diye bir şey yoktu ama Sabri aklıma girdi, onunda benimkiyle benzer dertleri varmış. Geçen hafta parkta oturup bir paket sigara bitirdik, onun adına çok üzüldüm. O da benim geçtiğim yollardan geçiyormuş. Bana birlikte intihar etme fikrini verdi, zaten ben bu hayattan bıkmış biri olarak kabul ettim. Bizim apartmanın kazan dairesinde birlikte bu işi yapacağız. Bu notu yazdığımdan onun haberi yok.

Belki bu seni üzecek ama Sabri seni sevmediğini söyledi bana. Gerçekten hayat çok üzücü sevgilim.

Hayat gerçekten anlamsızlaşmaya başlıyor. Ne yapacağımı bilmiyorum, gelecek kaygım çok fazla. Ailem bir yandan beni sıkıyor, diğer yandan sen beni kırıyorsun. Olsun ben herkesi affediyorum.

Her şeyden bıktım, sana olan sevgim dışında hiçbir his benimle değil, ruhsuzum artık, hiçbir şey hissetmiyorum. Bu satırları yazarken gözyaşlarıma hakim olamıyorum sevgilim.

Kendime çok iyi bak, aileme onları sevdiğimi söyle. Özellikle de Musa’mı.

Seni seviyorum…

-Kerem

İki sevgili notu okudular. Yüzleri asılmıştı. Her şey ortaya çıkmıştı.

Göktuğ, “Boşa uğraşmayın bu notu Kerem yazmış, okul defteriyle karşılaştırdık.” dedi. Ardından, “Sude, sen Kerem’den kurtulamıyordun değil mi? Sürekli senin peşindeydi, onu bir ara çok sevdin. Ama çocuğun bir geleceği olmayacağı ve ondan sıkıldığın için kuzenin Sabri sana daha cazip geldi. Çocukla ayrıldın ama peşini bırakmadı değil mi? Sana mesajlar atıyordu, notlar gönderiyordu. Sende başka çare bulamadın,” dedi.

İkisinden hiçbir ses çıkmadı.

“Korkma Sude, Kerem’in intihar etmesindeki tek sebep sen değilsin.” Kız biraz rahatlar gibi oldu. “Notta yazıldığı gibi, kendisinde şiddetli bir aile baskısı vardı. Hayalleri ve yetenekleri vardı. Ama ailesi sürekli onun için bir engeldi. Bir resim çizmeye kalksa babası yırtıp atıyordu. Daha neler neler var…”

Göktuğ sigarasını söndürdü, bir tane daha yaktı.

Devam etti, “Baktı ki tek kurtuluş yolu intihar etmek. Sonra konuyu Sabri’ye anlattın, birlikte bir plan yaptınız, ondan kurtulmak için tek bir çözüm yolu vardı, ölüm.”

Parmağıyla Sabri’yi işaret etti. “Devamını sen anlat.”

Genç kapana sıkışmıştı, göz ucuyla Sude’ye baktı, ardından pencereye, Çamlığa baktı. Birkaç dakika düşündü, başka çıkış yolu kalmamıştı.

Derin bir nefes aldı. “Onun aklına girdim. Sude benim olmalıydı, onun hak ettiği geleceği ona ben sunabilirdim, babam çok zengindir. Hem de akrabamdı.” Sude, onun koluna dokundu ama o devam etti. “Ondan bir şekilde kurtulmamız gerekiyordu, polise gitsek bir kanıt lazımdı, o da bizde yoktu. Çocuk çok zekiydi, bir yandan polislik olmamak için çaba gösteriyor, diğer yandan Sude’ye yalvarıyordu. En ufak hatasında biliyordu ki taciz etmiş olacaktı. O gece onu çağırdım ve erkek erkeğe konuştuk, tabii benim Sude hakkındaki düşüncelerimden bihaberdi. İntihar etmeyi kafasına koydum, bende onunla birlikte işi bitirecektim. Kazan dairesine indik, ben ellerime plastik eldiven geçirdim. Sebebini sorduğunda, ortalık fazla kirlenmesin diye dedim. Pek inandırıcı değildi ama çok takılmadı bu ayrıntıya. İlk olarak o yapmak istedi, ısrarcı olmadım. Sol kolunu kaynar suya soktu ve bileklerinden bir tane, ön kolundan da bir tane çizik attı. Su saniyeler içerisinde kıpkırmızı oldu. Bana şöyle dedi, ‘Aileme ve Sude’ye onları sevdiğimi söyle.’ Uykusu gelir gibi oluyordu, niyetimi anlamış olmalıydı. Dedim ya çok zeki çocuktu. Bu notu da hazırlayarak bizi mahvetti.”

Göktuğ başıyla onayladı.

Sabri, Sude’ye döndü. “Neden o notu yakmadın, hiç fark etmedin mi!” diyerek bağırdı.

Kız şok olmuştu. “Nereden bileyim ben içinde not olduğunu!”

Göktuğ araya girdi, “Tek yazdığı not o değildi, ailesiyle konuştum ve otopsi için onları ikna ettim. Bel bölgesinin, iç tarafına bir yara açmış, rulo haline içine aynı notu eklemiş, üzerini de yara bandıyla kapatmış.”

Üçü de susmuştu, ortamda öyle bir sessizlik vardı ki, çok kötüydü. Gençler yaptıklarından çok pişmandı.

Göktuğ kendisini çok kötü hissediyordu, sigarasını söndürdü ve telefonla Başkomiseri aradı. Polisler içeri daldı ve iki genci de akıbetleriyle yüzleşmeye götürdü.

Musa haklıydı. Ağabeyi intihar etmemişti, öldürülmüştü. Belki ikisi birlikte olmuştu.

2 thoughts on “Polisiye Öyküler – 2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir