Polisiye Öyküler – 1

PARA

Dedektif Göktuğ ofisine giriş yaptı ve etrafı inceledi, mutluydu çünkü bugün ilk iş günüydü. Yozgat’ta dedektiflik bürosunu kurmuştu. Bir hafta önce temellerini atmıştı, şimdi ise resmi olarak dedektif olmuştu. Bu işinden önce birkaç yerde özel dedektif olarak çalışmıştı. İşini severek yapıyordu. Tabii kendi özel işini kurmayı daha daha da çok seviyordu.

Masasına oturdu ve ayak ayak üstüne attı. Cebinden bir sigara paketi ve çakmak çıkardı, bir dal sigara yaktı. Kendisi sigara tiryakisiydi. Tipik dedektif alışkanlıkları.

Bir yardımcısı vardı, ismi Yazgı. Kendisi de Göktuğ gibi dedektif olarak bazı kurumlarda çalışmış ve tecrübe edinmişti. Göktuğ 28 yaşındaydı, siyah saçlı, kahverengi gözlü, 1.80 boyunda ve 75 kiloda bir adamdı. Yazgı ise 27 yaşında Göktuğ’dan 10 santimetre kısa, 55 kiloydu.

Kendi ofislerinde özel dedektiflik yapıyorlardı. Aile sorunları, aldatma, polisin alanına girmeyen araştırmalar… vs. gibi konularda çalışıyorlardı. Biraz sahanın dışında ama ayrıntılı iş yapıyorlardı.

Göktuğ koyu mavi bir takım giymişti, Yazgı’yla pişti olmuşlardı. Göktuğ demli çayını yudumlayarak sigarasını tüttürüyordu. Yazgı aniden odasına girdi.

Heyecanlı heyecanlı, “Göktuğ galiba ilk müşterimiz geldi, seninle görüşmek istiyor.” dedi.

Göktuğ’da heyecanlanmıştı, “Gelsin gelsin, bekletme adamı.”

Hemen sigarasını söndürdü ve çayını tek dikişte bitirdi. Ciddi pozisyona geçti. Yazgı odadan çıktı, birkaç dakika sonra 1.90 boylarında, 50 yaşlarında bir adamla içeri girdi. Adam çam yarması gibiydi. Esmer tenli, siyah saçlı ve gözlüydü.

Göktuğ ayağa kalktı ve adamla tokalaştı. “Hoş geldiniz, buyurun oturun.”

Adamın sesi kalındı, “Hoşbulduk, teşekkür ederim.”

Adamda bir tedirginlik vardı, ciddi bir sıkıntısı olmalıydı. “Dedektif bey, galiba ofisinizi yeni açtınız. Hayırlı uğurlu olsun.”

Göktuğ’nun göğsü kabardı. “Teşekkür ederim.”

“Efendim, benim bir sıkıntım var. Bu sıkıntıyı anlatmadan önce şuları ekleyim, polise gittim, ifademi verdim ve gerekli işlemleri yaptım.”

Göktuğ masaya dirseklerini dayadı ve elleriyle kule şekli yaptı. Gözlerinden heyecan akıyordu.

“Evet.”

“Efendim, karım kayboldu. Polise gittim, aradan bir hafta geçti ve ses soluk yok. Endişelenmeye başlıyorum Göktuğ Bey, bir haftadır çok kötüyüm. Belki sizde bana yardımcı olursunuz diye geldim, parası hiç önemli değil. Belki karımı bulabilirsiniz?”

“Anladım, elimizden geleni yapacağız. Karınız neden kaçtı? biraz olayın derinine inelim.”

“Göktuğ Bey, karımın beni aldattığını düşünüyordum, telefonunu kurcalamıştım, benim tanımadığım bir adamla mesajlaşmış? Gençlerin bir tabiri vardır.” Elini dudağına götürdü, düşünüyordu. “Flört. Evet karım bir adamla flörtleşiyordu. Galiba onunla kaçmış olabilir diye düşünüyorum.”

“Yanlış anlamayın beyefendi, günümüzde çok sık rastlanılan bir durum bu. Canınızı sıkmayın, bir şeyler yapmaya çalışacağız.”

Adam cebinden bir kağıt çıkardı ve Göktuğ’ya uzattı. “Ben size numaramı ve evimiz adresini vereyim. Bu arada adım da Hamdullah, eşimin adı ise Nergis.”

Göktuğ kağıdı masasına koydu. “Peki Hamdullah Bey, hemen başlıyoruz çalışmalara.”

Yazgı adamı geçirdikten sonra Dedektif Göktuğ’nun odasına gitti. “Geçen gün haberlerde bir kaybolma vakası gösterilmişti hatırlıyor musun?”

Göktuğ, “Hatırladım, şu mesele hala çözülmemiş,” dedi.

“Öyle. Nasıl başlayalım?”

“Bence gidip bir komşularla konuşalım, dedikodu, gıybet ve varsa ama biraz kılık değiştirmemiz gerekecek. Ceket takımla gidersek bizi takmazlar, bizi ciddiye alırlar.”

“Haklısın, rahat bir şeyler giyinelim.”

İkisi de çok heyecanlıydı, ilk iş günü, ilk vaka. Haberlerde gördüğümüz aldatma ve kaybolma durumu.

İkisi gündelik kıyafetler giydi, Hamdullah Bey’in verdiği adrese gittiler. Müstakil bir evi vardı, bahçesi iyi durumdaydı. Yan tarafta bir komşuları vardı. Göktuğ oraya doğru yürüdü Yazgı’da peşinden geliyordu. Bir bahaneye ihtiyacı vardı, kadın varsa eğer şipşak dedikodu anlatmazdı.

Göktuğ kapıyı sert bir şekilde tıklattı. Kapıyı 45 yaşlarında bir teyze açtı. “Buyurun, kime bakmıştınız?” dedi. Kadın tedirgin olmuştu.

“Teyze bir Nergis ablanın yurt dışından akrabalarıyız.”

“Nergis mi?”

“Evet, sizin komşunuz değil mi?”

“Öyledir. Haberiniz yok galiba, kendisi bir hafta önce kayboldu.”

Göktuğ üzülmüş ses tonuna geçti, çok iyi rol yapıyordu “Biliyoruz teyzem, komşunuzdur diye size bir hal hatır soralım dedik, yanımdaki ise…” Yazgı’yı göstererek, “Eşim olur.”

Yazgı’yı başıyla selamladı. “Sağ olun evladım. Umarım Nergis bir gün bulunur, kendisiyle çok yakındık, yıllardır komşuyuz, hiç zararını görmedim.”

Göktuğ başını salladı. Kendisinin bir şey yapmasına gerek kalmamıştı, teyze kendiliğinden başlıyordu. Onlara üzülmüş gibi duruyordu.

Kadınız gözleri dolmaya başlıyordu. “Nergis kaybolmadan birkaç gün önce bana bir şeyler söylemişti.”

“Ne söyledi teyze?”

“Galiba bu olaydaki adamla ilgili, kendisi Nergis’e sarkıntılık ediyormuş, yani yazışmalarla. Kaybolmasından bir gün önce bana adamla yüz yüze konuşulacağını yoksa peşini bırakmayacağını söyledi.”

“Öyle mi?” Göktuğ şaşırmıştı. Hamdullah Bey eşinin onu aldattığını düşünüyordu, bazı parçalar yerine oturuyordu.

“Anladım teyze, sen bu bilgiyi polise söyledin mi?”

Kadın uzaklara bakıyordu ve düşünüyordu. “Yok söylemedim, polisler bir anda gelince tedirgin oldum, bildiğimi de unuttum. Size söyleyeyim dedim, yakınlarısınız.”

“İyi etmişsin teyze, biz polise bu durumu söyleriz. Teşekkür ederiz,

bir isteğiniz, ihtiyacınız var mı?”

Kadın mahcup olmuştu. “Yok evladım, sağolasın. Hadi dikkat edin kendinize.”

Göktuğ kadınla konuştuktan sonra arabasına geçti ve bir sigara yaktı.

Yazgı, “Hamdullah Bey, eşinin onu aldattığını söyledi, komşusu da bezner şeylerden bahsetti.”

Göktuğ bir nefes çekti. “Haklısın, belki adamınki sadece süphelerden ibarettir?”

“Olabilir.”

“İstersen polis merkezine uğrayalım, belki işimize yarayan bilgiler buluruz.”

“Haklısın, gidelim.”

Dedektif Göktuğ’nun Yozgat’ta Başkomiser Rafet adında bir tanıdığı vardı, onun da bir yeğeni bulunmaktaydı, ara sıra görüşürlerdi, iyi insanlardı.

İkili merkeze gitti ve başkomiseri buldular, kendilerinin kim olduğunu soranlara dedektif kartlarını gösterdiler.

Göktuğ, “Başkomiserim nasılsınız?”

“Ooo kimleri görüyorum,” başkomiser Göktuğ’nun dedektif kimliğini gördü. “Boynuz kulağı geçmiş.”

“Öyle oldu biraz.”

Başkomiser, Göktuğ’yu yakından tanırdı, onu okutmuş, eğitmişti. Göktuğ onu manevi babası gibi görürdü.

“Nasılsınız, bu hanımefendi kimdir?”

“Başkomiserim, kendisi yardımcımdır.” Yazgı, dirseğiyle dedektifi dürttü. Bunu duymaktan sürekli nefret ederdi, aslında ikisinin rütbesi aynıydı ama Göktuğ sırf onu sinir etmek için “yardımcım” diyordu. Yazgı ise ne kadar sinirlense de bu duruma alışmaya çalışıyordu.

Yazgı elini uzattı ve tokalaştılar, “Memnum oldum efendim.”

“Bende memnum oldum dedektif hanım.”

Yazgı gülümseyerek başını salladı.

Başkomiser Rafet, “Benden isteğiniz nedir?” diye sordu.

Göktuğ, “Rafet ağabey…” ara sıra ona böyle seslenirdi, bu samimiyetin bir göstergesiydi.

“Hamdullah diye bir adam bize geldi, karısının kaybolduğunu ve onu aldattığını söyledi. Bir hafta önce haberi yapılmıştı.”

Başkomiser Rafet, pencereye doğru baktı, sonra gözlerini Göktuğ’ya dikti. “Evet, biliyorum onu. Bizzat kendim ilgilendim. Karmaşık bir dava, ne yalan söyleyeyim bende pek anlamadım, adamın hareketleri çok garip zaten.”

Göktuğ başını sallayarak onu onayladı.

“Karısı da bugün ölü bulundu, sen gelmeden birkaç dakika önce haberi geldi.”

“Hadi ya, desene durum da da ciddileşiyor.”

“Öyle, kadın intihar etmiş. Görüştüğünü tahmin ettiğimiz adamın cesedini bulduk, birkaç gün sonra da, yani bugün kadının ki bulundu.”

İkisi de bir şey söylemedi.

“Kadının intihar ettiği kesin mi?”

“Emin değilim ama öyle gözüküyor, kadının parmak izleri var.”

“Ne zaman intihar etmiş?”

“Bilmiyoruz, daha daha bugün bulduk, sonuçları sana yollarım.”

Göktuğ, başkomiserle biraz daha konuştuktan sonra ihtiyacı olan bilgileri aldı, gitme zamanı gelmişti.

O gün Göktuğ ve Yazgı olay yerini, cinayetlerde kullanılan materyalleri incelediler.

Ertesi gün, biraz daha bilgiyle ofislerine geldiler.

Olayla ilgili Göktuğ’nun kafasına bir şeyler canlanmaya başlıyordu. Başkomiserin anlattıkları, komşunun ve Hamdullah’ın söyledikleri.

Yazgı, “Sence de garip bir durum değil mi?” dedi.

Göktuğ bir sigara yaktı. “Öyle. Bir planım var, bu gece gizlice Hamdullah’ın evinde gireceğim bakalım neler var. Nergis’in telefonuna bakmak istiyorum.”

“Biraz tehlikeli değil mi, telefondaki mesajları ve bilgileri çoktan silmişlerdir?”

“Olsun, ne kadar riskli olursa o kadar bilgi edinmiş olurum.”

Göktuğ gülümsedi. Bu gülümseme davayı çözecek olan gülümsemeydi.

“Sence bu işi kim yaptı? Bence Nergis, komşuyla konuştuktan sonra o adamla buluşmaya gitti, tabii bir tabanca ile, sonra baktı ki adam kendisine sıkıntı çıkarıyor çekti adamı vurdu, daha sonra da, büyük bir tehlike yarattığını düşünerek intihar etti.?”

Göktuğ, “Olabilir,” dedi. Kendisi analitik düşüncede bir numaraydı, her konuda eleştirir ve sorgulardı. Ayaklarını masaya dayadı ve önceki sigarayı söndürdü başka bir tane yaktı.

Yazgı, “Başka kimden şüphelenebiliriz ki?” dedi.

“Senin anlattığın senaryo çok mantıklı, gerçekleşme ihtimali olabilir ama istersen en baştan bir yorumlayalım.”

“Tabii ki.”

“Hamdullah bize geldi, durumu gerçekten berbattı; üzgün, bıkkın ve hayattan soğumuştu. Bu durumdaki bir adamın gerektirdiği bütün ruh haline sahipti. Burada sıkıntı yok. Karısının telefonunu kurcaladığını ve mesajlardan yola çıkarak kendisini aldattığını söyledi.” Sigarasından derin bir nefes daha çekti ve Yazgı’nın suratına üfledi. Yazgı yüzünü ekşitti. “Komşusuna gittik, kadının durumunun Hamdullah’ın anlattığı gibi olduğunu öğrendik. Rafet ağabeyle de görüştük, adamın öldürüldüğünü ve kadının da intihar ettiği sonucuna ulaştık.”

Yazgı yorumda bulunmadı, sadece başını salladı.

Şaşırtıcı bir şekilde, konuşmasını bir sonuca bağlamadı. Yazgı “eee” der gibi başını salladı. Göktuğ ise sadece sigarasını içiyor ve derin düşüncelere dalıyordu.

“Bir planım var ve birkaç yeri ziyaret edeceğiz,” dedi Dedektif Göktuğ.

Yazgı’da anlamıştı bazı şeyleri.

Akşam olmuştu, Hamdullah’ın evinin iki blok arkasında, bir ara sokakta arabada bekliyorlardı. Göktuğ ellerine latex eldivenler geçirdi, kimliğini yanına aldı ve bir kar maskesi taktı. Yazgı’yla selamlaştılar ve yola çıktı.

Dedektif Göktuğ evin açık bir penceresinden içeri girdi, saat gece 2’ydi. Nergis’in telefonunu buldu ve bir USB kablosu yardımıyla silinen mesajları geri getiren, telefona benzeyen bir cihazı birbirine bağladı. Bu cihazı bilgisayarlardan anlayan bir arkadaşı vermişti, onun için özel olarak tasarlamıştı.

Diğer cihazdan silinen mesajları okudu. Bir terslik vardı, Göktuğ’nun tahmin ettiği gibi mesajlar dostane bir şekilde ilerlemişti.

Hamdullah ve komşusu yalan söylemişti.

Odanın ışığı bir anda açıldı. Göktuğ hazırda beklettiği silahını adama doğrulttu.

Bir yandan mesajları okuyor diğer yandan silahı tutuyordu.

Okumayı bitirdi,“Bu pis işleri hepsini sen kurguladın değil mi?” dedi.

“Ne saçmalıyorsun sen, evimde ne işin var, kimsin se…”

“Pardon,” Göktuğ maskesini çıkardı.

Adam şaşırdı, Göktuğ’yu hırsız sanmıştı.

“Beni biliyordun değil mi? Dedektiflik ofisimi yeni açtığımı, polisi oyalayacağını… hepsini biliyordun, kendini çok mu zeki zannediyorsun?”

Adam şaşırmadı her şeyi biliyormuş gibi bir hali vardı.

“Karını hiç sevmedin değil mi? Evlendiğin günden bu yana içinde ona karşı sürekli bir kin besliyordun. İlk fırsatta onu yakacaktın.” Bu konuşmada doğaçlama yapmıştı ve işe yaramışa benziyordu.

“Senin hiçbir şey bildiğin yok.”

“Evet var. Baktın adamın biri karına dostane bir şekilde yazıyor ki kendisi de Nergis Hanım’ın ilkokul arkadaşıymış, sadece onunla görüşmek istiyordu. Komşunu da sıkılamışsın, kadın telefonda kendisine sarkıntılık ettiğini söyledi, galiba ona da biraz para verdin. Pardon, sen zaten bunların hepsini biliyordun.”

“Nergis dediğin kadının babası öldüğünde büyük bir miras bıraktı. Bu kadın mirastan tek kuruş dahi almadı, bütün parayı hayır kurumlarına ve öğrencilere dağıttı. Gördüğün üzere bizim durumumuz çokta iyi değil.”

“Komşunu susturmak ve yalanlar söylemesi için paran var değil mi?”

Adam cevap vermedi.

“Her şey para değil mi? Şu kısacık ömrümüzde hayatımızı yaşamak, hedeflerimiz gerçekleştirmek varken sürekli o paraya tapıyoruz değil mi? Sense tipik bir cahil örneği olarak karının yüklü miktardaki parayı hiç ettiğini duyunca ona karşı bir kin besledin ve ilk fırsatta ona zarar verme peşindeydin. Baktın fırsat ayağına geldi, yapman gerekeni yaptın.”

“Sana göre çok basit bir mesele…”

“Baktın Nergis Hanım bir adamla görüşüyor susturucusu olan bir silahla adamı vurdun, sonra da eşini yakalayıp başına iki el ateş ettin, sonra da ona intihar süsü verdin, silahı kadının ellerine sürdün. Kendi cinayetini eşinin üzerine attın.” Burada adama gözdağı vermek ve ağzındaki baklayı çıkarması için doğaçlama yaptı.

Önceki gün olay yerini, mermileri ve tabancayı detaylı bir şekilde incelemişti.

“Bunları kanıtlayamazsın.”

Göktuğ gülümsedi. “Eşine ve o masum adamcağıza sıktığın kurşunda senin parmak izin çıktı daha bugün öğrendik, emniyete söyledim, baktılar.”

“İmkansız.”

“Daha bitmedi. Öncelikle polislere bu kurmacayı anlattın, sonra baktın ki yeni bir dedektiflik kurumu, hemen yapıştın, kendini masum göstermek için beni kullandın çünkü beni duymuştun, yeteneklerimden haberdardın. Medyaya yalanları bastın.”

Adam cevap vermedi, omuzları çökük bir şekilde duruyordu.

“Sende hiç adamlık yok mu? Üç kuruş para için insan eşine bunu yapar mı? Sevgi, saygı… bunlar her şeyden önce gelir. Yazıklar olsun sana.”

“Bunların hiçbirini kanıtlayamazsın.”

Göktuğ cebinden telefonunu çıkardı, Yazgı’nın ismi yazıyordu, bütün konuşma dinlenmiş ve ses kaydı almıştı.

Göktuğ bir telefon daha açtı ve eve polisler yığıldı adamı tutuklayıp götürdüler.

Dedektif Göktuğ’nun ilk macerası da hüzünlü bir başlangıç yapmış oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.