Parantez İçi Bölüm-4

Spencer gibi, gün içinde kullandığınız eşyaları zihninizde gözden geçirirseniz, tüm bu eşyaların ufak bir çabayla bile çok daha kullanışlı hale getirilebileceğini fark edeceksinizdir. Nihayetinde de, “İnsanların büyük bir çoğunluğunun amacı, günlerini en az çabayla bitirmek gibi gözüküyor,” diyen yazarla aynı fikirde olduğunuza karar vereceksiniz.

Öğrencilik günlerimize geri dönecek olursak, sınıfımızdan kaç kişinin gerçekten çalışkan öğrenciler olduğunu söyleyebiliriz? Herkes sınavlardan geçebilmek için gereken en az çabayı gös termiyor muydu? Ve okul günlerini geride bıraktığımızdan beri fazladan bir kişisel çaba göstermek ve bir şey üzerine düşünüp yorum yapmak gözümüze o kadar zor gözükür ki! Tüm ülkeler deki öğrenciler, ufak bir çabayla ezber yaparak tüm sınavlarından geçebilirler. Ah onların şu yüksek olmayan idealleri! Mösyö Ma neuvrier, öğrencilerin en büyük arzularını, kendi ülkesini gözlemleyerek şu şekilde ifade etmiştir: “Geleceği olmayan, kişinin kendisini geliştirmesini ve ufka bakmasını gerektirmeyen, bir saat gibi her gün aynı şeyleri yaptığı, düşünmek ya da kafasını çalıştırmak zorunda olmadığı, zaman içerisinde var olan yeteneğinin de kaybolduğu, düzenli ve düşük bir maaşa bağlı olan bir devlet memurluğu. Düzenliliği kaybetme çekincesi, bireyi hareket etmekten ve yaşamaktan uzaklaştırır.”

Yine de tüm suçu sadece memurlara atmamalıyız. Hiçbir meslek, hiçbir kariyer -belki terfi almak istisna olabilir- bir insanın kişiliğini, gücünü ve enerjisini muhafaza etmesi için tek başına yeterli değildir. Ve insan zamanla bunlardan vazgeçebilir. Hayatı

“Jules PAYOT – İrade Eğitimi”

(“Düzenliliği kaybetme çekincesi, bireyi hareket etmekten ve yaşamaktan uzaklaştırır.” derken aslında az kişi tarafından bilinmeyen bir noktaya değinmiş. İnsanların Büyük çoğunluğu riske girmek istemez. Özellikle hayatları tehlikede olduğu zaman. Bence buna sebep olan şey, yine birçok şeyde olduğu gibi genetik, yani insanın doğası. Biliyoruz ki canlılar doğada kalmak için çeşitli organlar boynuzlar gibi güçlü şeylere sahipken insanların böyle bir özelliği yoktu. İnsanoğlunun silahı aklıydı. Aklı sayesinde hayatta kalabildi. Ve aklının ona söylediği ilk şey hayatını tehlikeye atacak hamlelerden kaçın. )

(Bahsettiğim konunun elbette eğitim, aile tarafından yetiştirilme, ekonomik seviyesi olsun birçok etkisi olabilir. Fakat sebep her ne olursa olsun bunu değiştirmek bizim elimizde. Okulda bize hep geleceğimizi kurtarmaktan bahsederler. Çok da haklılar. Yanıldıkları nokta mükemmel bir hayatın iyi bir okul sayesinde elde edilebileceğini zannetmeleri. Diğer yanıldıkları ve hata yaptıkları bir nokta ise hatayı kabul etmemek üzere programlamaya çalışmak. Oysa bütün milyarderler, iş adamları ve girişimciler sürekli hata yapmaktan korkmamamız gerektiğini ve kendi hayatlarında hatalarla gurur duyduklarını görürüz. Bu konuda haklılar. İstersen yaptığın hataları düşün ve çıkardığın derslere bak. Buradan şu sonucu da çıkartıyoruz aslında, başarısız olduğumuzda veya hata yaptığımızda umutsuzluğa kapılmak yerine neyi eksik yaptığımızı düşünmeli ve bu dibe çöküşten ders almalıyız.)

(Kendi hayatımdan bir örnek vermek istiyorum. Askerden döndükten sonra şehir dışına çalışmaya gittim ve para harcama konusunda veya finansal eğitim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Hiç düşünmeden harcıyordum. Tekrar memleketime geldiğimde ise işsizdim ve çok fazla borcum vardı. Sıkışıp kalmıştım. Üstelik yolculuk sırasında okuduğum bir haberde benden birkaç yaş büyük bir gencin benim o zaman olduğumdan daha az bir borcu olduğu için intihar ettiğinden bahsediyordu. )

(O zamanlarda ben her ne kadar sıkılsam ve sürekli düşünsem de bu durumdan bir ders çıkarmam ve o konuda kendimi geliştirmem gerektiğini biliyordum. Çok geçmeden finansal eğitim, para yönetimi ve finansal özgürlük ile tanıştım. Bu konuyu derinlemesine araştırdıktan sonra harcamalarım bilinçlendi. Ay sonunu değil beş sene, on sene sonrasını düşünüyorum artık. )

(Henüz borçlarım bitmedi ve ödemekte hala zorlanıyorum : ) Ama değişen bir şey var. Artık yaşamak için ölene kadar veya emekli olana kadar çalışmak zorunda olmadığımın bilincindeyim. Yani kendime altı ay süre verip o zaman boyunca kendimi geliştirebilir ve tamamen farklı yeni ve istediğim bir hayatın kapılarını açabilirim.)

(Toplum birçok şeyi ezbere olarak bizden yapmamızı ister. Okumak, sigortalı bir işe girmek, ev araba almak, evlenmek çocuk sahibi olmak gibi gibi. Ama bilmeni istiyorum ki bu hayat senin. Neyi yapmak istiyorsan yapabilirsin. Varsınlar sana baskı yapsınlar ne olabilir ki? Sen izin vermediğin sürece bunlar seni etkilemez. Böyle deyince aklıma Barış ÖZCAN’ın bir videosu geldi. Arkadaşını evine davet etsen ve o arkadaşın halılara çamurlu ayakkabılarla bassa, aile bireylerin ile saygısızca konuşsa, ikram ettiğin içecekleri etrafa dökse atsa, ve size aşağılayan tavırlarla davransa bir daha o arkadaşını eve davet eder miydin? Eve davet etmeyi bırak büyük bir ihtimalle o kişiyle ilişkiyi bitirir ve bir daha görüşmezdin. Peki en değerli evin olan kafanın içine neden böyle pis ve saygısız düşünceleri alıyorsun? diye anlatıyordu Barış ÖZCAN. Sence de haklı değil mi? İnan bana çevrendeki baskıları ciddiye almadığın ve onlarla dalga geçtiğin ve eğlendiğin zaman o kadar rahat oluyorsun ki. Denemeni kesinlikle tavsiye ederim. )

(Evet sevgili dostum bir bölümün daha sonuna geldik. Seninle bunları konuşmak benim için gurur verici. Senin için de öyle biliyorum : ) Kendine iyi bak sağlıcakla.)

Enes Polat

Hayatın yerden yere vurduğu gençler arasında kaldım ve o darbelere yenilmek yerine ders çıkartıp yoluma devam etmeyi tercih ediyorum. İnancım beni yükseltecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir