Sence paralel evrenler gerçektende var mı? Şu anda bulunduğumuz uzay zaman dokusunun hem haricinde, hem de bizimle iç içe başka bir evren, hatta sayısız evren olabilir mi? Eğer bu doğruysa o evrenlerden birine gidebilir miyiz veya o evrendeki olası zeki varlıklarla iletişime geçebilir miyiz? 

Bunlar bilim ve bilimkurgu camiasının isteyerek veya istemeyerek cevap aradığı sorular. Her şeyden önce nedir bu paralel evren?

William James

 “Çoklu evren” terimini ilk kez Amerikalı felsefeci ve psikolog William James, 1895 yılında kullanmış. Felsefenin veya psikolojinin paralel evrenlerle ne alakası var diyenler olacaktır, fakat unutulmamalı ki felsefe de, bilim de, bilim kurguda düşünceden ve birbirlerinden beslenir. Yani bunların hiçbirini birbirinden ayıramayız. Tıpkı paralel evrenleri birbirinden ayıramadığımız gibi 🙂

Paralel evrenler, çoklu evrenler veya multiverse, gözlemlenebilir evrenlerin hipotez olarak toplamına denir. Yani bir şekilde hesaplanabilir ve yapılan deneylerle veya gözlemlerle tespit edilebilir, farklı evrenlerin toplamına, multiverse, daha bilinen adıyla paralel evrenler teorisi denir. Bu evrenler sonsuz sayıda dizilmiş, iç içe geçmiş,, üst üste veya evren tarlası gibi bir yapıda olabilirler. Paralel evren terimi, paralel bir sıra halini almış evrenler modelini, çoklu evren ise bunun paralel olmak zorunda olmadığı çoklu evrenler bütününü karşılar. Henüz evrenlerin dışına çıkıp bakamadığımız için çoklu evrenler terimini kullanmayı tercih ediyorum 🙂

Ancak bahsedilen bu evrenler, bizim bildiğimiz uzay zaman yapısına sahip evrenimizin sınırları dışında, bizim evrenimiz ile aynı kurallara sahip bir başka evrenler değiller. Benzer veya tamamen farklı kuralları olan ve kendi içerisinde tutarlı başka evrenlerden söz ediyoruz.

Mesela zamanın düzensiz aktığı bir başka evren hayal et. Bu bizim evrenimizde imkansız olabilir, ama unutma, başka çoklu evrenlerin işleyiş şekli ve kuralları  bizimkiyle aynı olmak zorunda değil, hatta bizim evrenimizden farklı bir evren olması için kuralları da farklı olmak zorunda. Zamanın düzensiz akmasını anlamayabiliriz, hatta anlamamız da gerekmiyor.

Sürekli anlatılan iki boyutlu evren örneği gibi mesela. Elinde bir kağıt olduğunu ve bu kağıdın üzerinde iki boyuta sahip bir evren olduğunu hayal et. O iki boyutlu evrende yaşayan bilinç ve zeka sahibi varlıkların yaşadığını varsayarsak, o varlıklara kendi üç boyutlu evrenimizi nasıl açıklardın?

Elbette üçüncü bir boyutun olduğunu anlatmakla başlardın. Bunu yapmanın en iyi yolu üç boyutlu bir nesnenin iki boyuta indirgenmiş imgesini göstermek olur. Fakat sen veya ben gibi üç boyutlu bir evrende yaşayan varlıklar bu şekli görünce şeklin, üç boyutlu bir nesnenin iki boyutlu bir düzeye yansıtıldığını anlar ve o şeklin üç boyutlu halini aklımızda canlandırabiliriz. 

Ama asıl sorun da bu zaten. Anlatmaya çalıştığımız varlıklar zaten iki boyutlu bir evrendeler ve bu yüzden üç boyutlu bu nesnenin iki boyutlu evren olan izdüşümünü anlayabilirler en fazla. 

Mesela normalde bu kağıt evreni üzerinde hareket etmek isteyen birisi diğer tarafa ulaşmak istese şöyle düz bir yol izler.

Fotoğrafı düzeltiyim derken bozdum 🙂

Fakat biz üç boyutlu evrende yaşayan varlıklar, iki boyutlu bu evrene dışarıdan baktığımız için, şu şekilde kağıdı ikiye bölerek yolu kısaltabiliriz.

Buna ellemedim bozarım diye 🙂

Bu bize gayet açıklanabilir gelse de, iki boyutlu bu evrendeki varlığa çok garip ve şaşılası gelecektir. Tıpkı bilim kurgu yapıtlarında bahsi geçen solucan deliği gibi. Onu anlamakta bize güç geliyor. Düşünsene sadece bir adım atarak milyonlarca ışık yılı mesafe katediyorsun. Ama bu başka bir videonun konusu. biz çoklu evrenlere geri dönelim.

Solucan Deliği Fotoğrafı Koymazsam Olmaz 🙂

İşte bütün bu olası farklı evrenlerin birleşiminden oluşan fikre, çoklu evrenler teorisi diyoruz. Ve bu bütünü oluşturan evrenler bütün uzay, zaman, madde, enerjiyi kısaca her şeyi kapsar. İnsanın aklına onun da dışında ne var o zaman, o neyin içinde duruyor sorusu gelmiyor değil 🙂

Çoklu evrenler gibi henüz net olmayan bir kavram söz konusu olunca birçok düşünce ve teori karşımıza çıkıyor. Birisi bütün bu evrenlerin matematiksel ve mantıksal açıdan birbirine bağlı olduğu çoklu bir sistemin parçası. Mesela az önceki kağıt evrenimiz ile bizim evrenimiz arasındaki bağlantı. Kağıt bizim evrenimizde yetişen bir canlı türünden, ağaçtan yapılmış ve kağıdın maddesi ve varoluşsal mantığı bizim evrenimizin yasalarına bağlı. 

İki boyutlu bu evren ile üç boyutlu olan bizim evrenimiz arasındaki ilişkiyi  bir küme elemanlarına da benzetebiliriz. Üç boyutlu evrenimizin içinde iki boyutlu bir evreni kapsayan küme elemanı olduğunu düşün.

Bir diğer çoklu evren modeli sonsuz evrenler modeli. Bu modele göre her seçilen seçenek sonucunda bir evren var oluyor ve diğer seçenek gerçekleşiyor. Yani bir sokakta yürüdüğünü farz et ve karşına iki farklı seçenek çıkıyor. Ya sağ tarafa gideceksin, ya da sol tarafa. Eğer sağ tarafa gidersen, başka bir olasılığın olduğu, senin sol tarafa gittiğin bir evrenin oluşmasına sebep oluyorsun. 

Bu tür çoklu evren modeli, popüler kültürün ve bilim kurgunun dikkatini çeken bir çoklu evren modeli. Hatta Birkaç kez dünya haritasının, para biriminin ve devletlerin farklı olduğu bir başka evrene gittiğini iddia eden, yada başka evrenlerden geldiği iddia edilen kişiler anlatılsa da bunlar ne yazık ki bilimsel gerçekliğe dayanmayan magazinsel hikayeler ve gerçeklikle pek alakası yok.

Küçükken bende bu tür olayları araştırır ve sır perdesinin ardındaki gerçeği merak ederdim. Ne de olsa filmlerde ve belgesellerde bu tür olayları izlemek gerçekten zevkli. Çünkü bazen gerçek olmadığını bilsek bile o ruh haline girip bu tür komploların gerçek olma ihtimalinden haz duyarız, bir nevi film izlemek gibi bir şey. Aslında bilim kurgu veya fantastik türde kitap okumak ya da film izlemek gibi. Gerçek oldmadğini bilsek bile o sahte gerçeklikten zevk alırız. 

Gerçekliğe dönecek olursak bir başka teori ise halkalı evrenler. Bir örnekle açıklamaya başlayım. Dümdüz bir arazide elinde kazma kürekle bir çukur kazdığını düşün. Bu düz arazide bir çukur, bir boşluk açacaksın fakat aynı zamanda da çukuru açmak için çıkardığın topraklarla da, istemeden de olsa bir tepe oluşturdun. Düzleme baktığımızda aslında bir tepe, bir çukur, yani dalga modeli oluşturdun.

Bu teoriye göre birbirine geçmiş evrenler oluşuyor ve bir süre sonra zaman geriye akıp big bang in tersi oluyor. Büyük patlamaya var olan evren, büyük bir birleşim ile yok oluyor. Bu evrenlerden ise sayısız tane var ve hepsi halka şeklinde birbirini tamamlıyor. 

Evren hakkında bir başka farklı düşünce ise kapitone teorisi. Bu teoriye içinde bulunduğumuz evrenin bir sınırı yok ve sonsuzluğa kadar uzanıyor. Ve evrenimizin yapısı ve yasaları aynı olduğu için ve sonsuz olduğu için elbette çook ama çook uzaklarda bir yerlerde bizimkine çok benzer gezegenler ve yaşam biçimleri, hatta aynı dünyaya sahip olduğumuz, aynı dünya haritasını paylaştığımız ve aynı dili konuştuğumuz bir nevi bizim kopyamız bile var. Çünkü sonsuz genişlikte var olan bir evrende mutlaka bunlar gerçekleşmeli. Hatta bu bile. Ancak bu teoriye göre bu dünyalara asla ulaşamayız çünkü evrenimizin bir hız sınırı var. O da ışık hızı. Işık hızını geçemeyeceğimiz için, ışık hızından daha hızlı genişleyen bir evrende diğer kopyalarımızı bulmamız imkansızlaşıyor. Tabi teknoloji çok ilerlerse ve uzay zamanı bükmenin bir yolunu bulursak o zaman işler değişir.

Bilim dediğimiz şey aslında bir noktada bilimkurgudan ve bu tür hikayelerden esinleniyor olsa da, aslında bilimin tanımı içinde bulunduğumuz evrenin yasalarını ve işleyiş şeklini tanımak. Ancak son yıllarda fiziğin gelişmesi bize şunu gösterdi, bilim ilerledikçe sadece evrenimizin işleyiş şeklini değil, aynı zamanda da evrenimizin sınırlarını, nasıl varolduğunu, hatta gerçekliğini araştırıyoruz. 

Gerçekliğini dedim çünkü bu zaman kadar yapılan birçok bilimsel araştırma, evrenimizin bir simülasyon olduğu düşüncesini destekler nitelikte. Simülasyon teorisi hakkında da bir yazı gelecek. Ancak şimdi yazımızın sonuna geldik. Kendine iyi bak:)

YouTube videosu için tıkla. Videoda yarım saniyelik bir ses kayması var, henüz acemiyim, yavaş yavaş düzelecek bunlar 🙂

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir